yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2011 Cuma

Geçtim



















Geçtim


Seyyah ebrûlerde kahırla doldum,
Kar oldum müjgâna selinden geçtim!
Hicran nağmesinin kararı oldum,
Darıldım mızraba telinden geçtim!

Güneş asumana kanarken doğdum,
Zühre yıldızının bendine değdim;
Kırklar dergâhına kül oldum yağdım,
Görüldüm yoklukta halenden geçtim!

Bir uçtan bir uca koştum deminde,
Aşkına pervane döndüm ceminde;
Ney oldum inledim fâni zeminde,
Yâr oldum Canan’a kulundan geçtim!

Dumanlı yaylaya ceren göçürdüm,
Sevdadan sevdaya gönül uçurdum;
Yalan sarayında ömür geçirdim,
Sürüldüm dağına belinden geçtim!

Bülbüllerin suskun viran bağında,
Ben bende köleyim hazan çağında;
Hayal zangocuyum dertli sağında,
Har oldum dudağa dilinden geçtim!

Cemre yağmurunda toprağa düştüm,
Şavkınla beslendim gecende piştim;
Mahcup yanağında bir damla yaştım,
Ter oldum çiğdeme dalından geçtim!

Bir muamma olup mahzene doldum,
İçimde dışımda kâinat buldum;
Rayiha gölünde sarardım soldum,
Yerildim kovanda balından geçtim!

Gâh iyi gâh kötü kutsal meleğin,
Değirmen zulmünü eler eleğin;
Muhannet çarkında döner feleğin,
Yoruldum hanında yolundan geçtim!

Ham tene büründüm hayli bir zaman,
Tek yönlü koşuda tükendim yaman;
Göverdim bedende oldum sap saman,
Serildim harmana yelinden geçtim!

Bir tohum bir çiçek can vermiş döle,
Yedi gökten mecnun düşmüşüm çöle;
Mestane bedenim vuslata köle,
Duruldum makberde salından geçtim!

Ruhtan ruha akan ırmağa girdim,
Yeşil ummanında Al’ımı sordum;
Yunus, Hacı Bektaş, Ali’yi gördüm,
Sarıldım Murada gülünden geçtim!


27 Haziran 2011 İstanbul
Murat Aydın Doma

4 Aralık 2009 Cuma

veda


kor esinti dudağına dem uykusuzluk
gök mavim kara göçmen ıslığına
oymalı saçaklarım huzursuz
çile külü eler savruk saçlarım
suskum gözpınarına zakkum
kıblem ölümüne aşk
düşüm yalan düşer
gece körüne

girebilseydim rahmine anaç toprağın
sonsuzluğa gülecekti özlem tohumu
alkım sağacaktı pus çiçeğine

ırağıma sürgün kendime küs
yok oluşum gölge
son varlığıma

24 ağustos 2009 19:50
murat aydın doma

7 Mart 2009 Cumartesi

güz vurgunu

sıra dışı öykülerini soyunur yeşil
duyumsuz dümen suyuna üşür
yakamoz
renkler ötesi duyguların tanıklığında
hüzün soluklu esintilere yüklenir
umutsuz sevda

döngün yüzüne bilinmezlik yağar ufkun
yabanıl ritme yenik düşer volümsüz ezgi
suskun yüreklere zaman sağar
ayrılık

gizem tapınağına yakarış sessiz
uyumsuz yaşam dansına doyumsuz
arapsaçı
bezirgan haramiler ülkesinde tutsak
hazinem
ayrıkotu kusar özlem toprağı
meftun güzçiğdemi
buz mavi sitem

sürgün meyve çiçeğine bezenir
serap yüzlü dal
düş yaprağı gölgesine gömülür
uykusuz sunağa kanar veda busesi

bir özgür uçuşlu kelebek ölür


07 mart 2009 04:25 kadıköy
murat aydın doma

28 Temmuz 2008 Pazartesi

adın kar olsun


















-efsun mavi-

apansız düşen düş müydü
kara gölgeli suların pınarsız yarınına
mutluluk tiradı sekmeli dil tutkunu bellek
perdahsız mevsim yeşiline zamansız
kızıl

öykünüp buzul perili kutba dökülen
görkemli ışınımına günsüzlüğün
geri mi dönmeliydi aşk

savruk uçuşunla dokun adımsızlığın
ayakuçlarına
yorulmasın albenili sekişin
billur gülüşünü huşuyla bürün
beyaz feracene
adın
kar olsun

yangın yoksunluğuma erim erim erisin
serin sıcaklığın
yasaksız gir kimsesiz öykülerime
ansızın git(me) ki
serüvenli yüreğine sussun
susasın sorgusuzluğum

efsun mavi esintilerin ardına gizle
savaşçı ruha başkaldıran
kutsal sarhoşluğunu
derin dokunuşlar arifesinde ansızlığı kur
gönül çeperlerime
gizemli akışınla vur

-vur ki öleyim-


04 ağustos 2008 07:30 istanbul
murat aydın doma

20 Ağustos 2007 Pazartesi

sözdüşüm

korunaklı kozada devingen tohum
kök salar mevsim moruna
gizemli dudakta şebnemin rengi
naz nakışlı kundağında büyür
suskun yeşilin

kaçkın yıldızlardan iner sevi kuşağı
baştan çıkarır güz kelebeğini
aleve düşer sevinç

yasak dokunuşlarda dağlanır dil
kovulur sıradışı öykülerden
yoksul gamzelerde üşür
sorgusuz gömülür kızıla mavi

yazgısı ışıltı kararsızdır ay
tutkuya boyanır gönül çalan dal
gülücükler konar güllerden yana
kanayan dudakta dermandır adı
duygudan dizeye sözdüşümü'nde


18 nisan 2007 istanbul
murat aydın doma

16 Ağustos 2007 Perşembe

yanlışlık nerde



dizilişler mi yanlış
yoksa taşlarda mı var bir hata
saddam resim yapsa
bush keman çalsaydı
yine de çıkar mıydı çocukların göğsünde
kanayan yara…

-bak fareli köyün kavalcısına
dizilmişler ardı ardına sıra sıra
en önlerinde napolyon ardında adolf
yanı başlarında Stalin
hep bir ağızdan sarılmışlar şarkılarına

saddam’ın yana kaymış beresi
piposunun izi duruyor dudağında
saksafonuyla oynamakta bill
bush’un elinde var bir keman
tanıdık biri orkestranın şefi
anadolu’da koyunlarına kaval çalan
iribaşlı kepenekli bir çoban
bırakmışlar bir yana ucu sivri
füze görünümlü
kurşun kalemlerini
uslarından atmışlar karmaşık sayıları
cebir problemlerini

bir ellerinde mızrapla yay
öbüründe samur tüylü fırça
mavi tuvallerinde hayat bulmuş
rengârenk yaşanası koca bir dünya
kan kırmızı çiçekler çocukların göğüslerinde
değil artık
has bahçelerin güllerinde
hırs nefret ve intikamdan arınmış gönüllerinde
açmış hiç solmamacasına-

her gün mavi düşler atölyesinde
tuvallerimi boyarım pembeye
para etmedi bu güne kadar
ya sizin safsatalarınız
her serginizde yok satar
savaş misali oyunlarınız kapalı gişe oynar
devran sizin

-sürün/sürünün olabildiğince-

22 kasım 2005
murat aydın doma

15 Ağustos 2007 Çarşamba

adı kadın


















adı kadın
(adı kadın olanlara)


ellerdeki çizgiler
yüzlerdeki çizgiler
yosun tutan taş merdivenden
çıktılar birer birer

karadağ’ın dar çamurlu patikalarında ağırlaştı yolu
yüklendiği odun küstü kör talihine
çöpür ipi kesti omuzlarını
kör girebi bir de orak düştü yârenliğine

yüzünden umudunu yaladı kömür karası
eksilmedi ayağından kara lastik yarası

hızla atıştırdı akşamdan kalan yemeğini
bir de oh çekti derinden
artan zamanda çakıl taşıyacaktı
sepetiyle denizden

ah olmasaydı sırtındaki sepet yarası
kazanacaktı kocasına kumar parası
gözünün gördüğü gönül verdiği
namusu
çocuklarının babası

zifir kokar saçı sakalı nefesi
kahır solur sözleri
kadeh tutar
kumar oynar
küstahça döver kırılası hain elleri

dert kovalar gece gündüz karayel
deniz dalgalar dolusu ağıt okur
derbeder başını öne eğmiş ahşap ev
gariban tepede perişan durur
çekilen çilenin tütmez tütünü
bacadaki isli taşa iz olur

gönülden yaralı gözler kömür karalı
yaralı sırtında sepet yaralı

ellerdeki çizgiler yüzlerdeki çizgiler
yosun tutan taş merdivenden
indiler birer birer...


16 Eylül 1994
Murat Aydın Doma