şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Aralık 2010 Salı
Aradım Seni
Aradım Seni
Rüzgârla bulutun gönül meseli,
Toprakla damlanın kutsal visali;
Nilüfer gülüşlü mehtap misali,
Muhabbet gölünde aradım seni!
Sürgün figanıyım hayal dağının,
Düşlerimi yoran sevda çağının;
Yeşilden kızıla hüzün bağının,
Dikenli gülünde aradım seni!
Müjgânıma düşen çiy damlasında,
Yetmiş iki türden aşk imlâsında;
Huşuyla okunan yâr cümlesinde,
Mürşidin dilinde aradım seni!
Çıktım asumana seyrine baktım,
Vakur ihtişama boynumu büktüm;
Hicran mabedine ahımı döktüm,
Mahyalı kolunda aradım seni!
Buyrukla konulan göçülen handa,
Şiryanıma dolan mestane kanda;
Vuslatın yolunda dağlanan canda,
Meftunun hâlinde aradım seni!
Nefesten yükselen ilahî seste,
Neylerde ağlıyor semâvî beste;
Şemsine pervane dönen aheste,
Semazen elinde aradım seni!
Tohumdan meyveye uzanan dalda,
Nazlı çiçeklerden süzülen balda;
Dertli tamburama bağlanan kolda,
Divane telinde aradım seni!
Cümle manalardan geçip bin kere,
Hakikat yolunda çağlıyor dere;
Yedi çağlayandan döküldüm yere,
Muamma selinde aradım seni!
Tevhit ehli ile ummana düştüm,
Dibinde yoğruldum yüzünde taştım;
Yüreğinde yangın gözünde yaştım,
Muradın külünde aradım seni!
04 Kasım 2010 İstanbul
Murat Aydın Doma
29 Eylül 2010 Çarşamba
düşünce
düşünce
sus perdelerine düşünce eylül
duyarsız bulutların tanıklığında vuruldu mavi
belleklere saldıran mevsim on ikileri
hedefe kilitli güdümlü mermi
doğmamış gündönümlerine mülteci umut
yabanıl sokak çıkmazlarına sürgün
güvercin kanatlı kelebek
yoldaş hüzün alın teri
gözbebeği
kutsal emek
nasırlı avuçlara baldıran kimsesizlik
hükümsüz tutkulara gardiyan duvar
pranga ezikliğinde sızılar zindan
uzak deniz suflelerinde yeşerir onur
vardiyalı işkence tanıklığı zor
“hoş gelir ölüm”
intikam çiçeklerini döker darağacı
postal karası ilmeklerde üşür bilgelik
rüzgâr dokunuşlara sitem gözpınarları
bir ispanyol ezgisinde mora kesilir özlem
yar kokulu memleket türkülerine adak
yaşamın ritmi
kızıl devinim akşamı son ritüel
ada öyküleri dokur suda yanan ışınım
büyülü aynalara soyunur sarı yıldız senfonileri
sarıya boğar uğultulu evreni
sağır sultalara inat
umuda yelken basar ufuklar ötesinde
gecelere kar beyazı yağar gül
utku kokar dikenlerin üstünde
sabırsız güz bebekleri saldırır sütlü memeye
sevecen kundağında büyür söylencelerin
özgürlükle sevişir alkım kanatlı uçurtma
duygu ırmağına düşürür paletini
düş resmine deniz olur derince
düşününce
düşünce
12 eylül 2006
murat aydın doma
29 Kasım 2009 Pazar
umutsuz sevdalar durağı besni
I
sürgün gecelerin aymazlığında pusarır
perdesiz cam
buğulu gözlerde sitem
çatlayan dudakta kan
tepeden tırnağa fıstık yeşiline boyanır eylül
dalgalı saçlar bağbozumu
mağrur bahçeler hazan
yıllanmış şarabın buruk tadında sunulur hasret
yabanıl menengiç morunda sufleler yalan
umutsuz sevdalar durağı besni
toprağı yanık ezgi
savruk esinti figan
eskir geçmişte kalan
eskir bugünkü zaman
yollar gurbete düşen
yollar sılaya koşan
kıvrım kıvrım kıvrılan
yolların adı yaman
yüksek kaldırımları bilmez ki yalınayak
yere basar utangan
adım adım sayarak
yoldaşı olmaz gözün akan gözyaşı kadar
eser rüzgâr
su akar
semada kült payidar
tatlı sözler saygıyla eğilir eteklere
duygu nurundan yansır tezgâhlara her motif
gönül renginde düşer kilimlere maharet
serilir köşe bucak her desende bekâret
II
çamur deryasına dayamış garip sırtını
bitimsiz suskunluğuna gömülü tokar
ter sel olur basar otsuz meydanı
küncü tozuna bulanır kadife şalvar
ekinsiz tarlalar sırdaşı olur makûs kaderin
mahmut ağa kavaklığı hasretini solur
kaybolan memleketin
efsunlu nefesler yayılır ovalara
ölümsüzlük iksirine bulanır keysun
komagene tüter nemrut
kralları ölür
bilge tepeleri kutsar gizemli yüz
son bakış son guruba ihtişamla gömülür
sofraz islimsiz katar yolcuları gam hüzün
göksu akşamlarına emanet edilir gün
dolambaçlı yollardan fırat'a yazgı akar
gasp edilir özgürlük
samsat ağıtlar yakar
artık hırçınlık uysal
kelepçeli öz benlik
amansız esarette kahrolur çaresizlik
saçlar darmadağınık kükreyen sular durgun
zora teslim asalet
aynalar dünde yorgun
demir kafes ardında mil çekilir ay göze
kafese konur billur bakışlar döner köze
III
yamaçlar düze tutkun kor dudaklar sitemkâr
eyvanına varılan damlarda tüter efkâr
metruk avuçlarında koşturur loğ taşları
hasırlı tavanlardan süzülür gözyaşları
başının dert yumağı samanla karık toprak
yüreğine inceden saplanır paslı mızrak
ayaklarda pranga sırtlar yağır mı yağır
yüzlerde şark çıbanı kulaklar söze sağır
korint nakışlar kırgın beyaz duvaklar yorgun
dikenleri kıvrımlı yeşile meftun kenger
bakır kulplar çığırtkan mahzun benizler solgun
mahcup akan pınara bezgin uzanır lenger
kızıl isot yangınında solar pembe karanfil
aydınlığı beklenen yarınlar doğar sefil
içten çekilen ahlar taa karadağ'a gider
sarılır çiğ köfteye ekmek arası keder
yoğuran ele hayran
aksanlı dile gurban
kalaylı maşrapada sunulur taze ayran
taş çıkartır gençlere değil asla ihtiyar
karun'dan zengin gönül
ibo dayı bahtiyar
gül kokulu poşuyu başka dolar boynuna
her kovandan bir ana girer müşfik koynuna
maharete dönerken titreyen hareketi
müşfik elinde açar ayların bereketi
özü doğru sözü bir
yiğit
soylu
fedakâr
teştler dolusu baldan dudaklara tat yağar
IV
kayan yıldız gökevinde bir yalımlık kiracı
acıdan kavrulur payam ağacı
mor şebnemler küser kuzey yeline
öyküler yazılır zülfün teline
kuytu köşeleri sinsice dolanır uğultu bezirgânı
gözpınarlarında nasırlaşır tütün yaprağı
dizin dizin öbek öbek
nasır namus
nasır emek
nasır zılgıt nasır düğün
yağmalanan özgürlüğüdür salkımsöğüdün
nazenin ayaklarda şıngırdar halhal
oynak topuklarda keklik sekişler
utangan bestenin sözleri suskun
of! çeker derinden kumral belikler
ay doğar erkenden vurur gün yüze
karasevda şavkır zümrüt semadan
culluk sürüleri selama durur
bindallı yar geçer karşıki bağdan
beri yakada kendi gölgesine çömer mahcubiyet
hışımla cıgara kâğıdına sarılır yasak duygular
fısıltıyla söylenen türküler yangın
"uy aman aman aman
burası adıyaman
âlem düşman kesilir
seni sevdiğim zaman"
dudakta dağ tütünü
buğulu gözlerinde sevda
esrik başında duman...
...sarı üzüm tanelerine dalar yağmursu bakış
masum sırlarda boğulur dertli salkımlar
umutsuz aşkını sorar kuruyan asmalara
kavuşamadığına yanar gün
dünler kahır çeker yarınlar ağlar...
25 eylül 2006 (yeniden düzenleme)
murat aydın doma
öğretmenliğe ilk adımın ilk burukluğu ilk suskun tanığıydı "umutsuz sevdalar durağı besni"
...ve yılların ardından o günlerin anı defterine dizelenen yaşanmöyküsüne düştmüştü bir kez daha yolum...
besni’ye, besnililere ve besni’yi sevenlere armağan olsun
7 Mart 2009 Cumartesi
güz vurgunu
sıra dışı öykülerini soyunur yeşil
duyumsuz dümen suyuna üşür
yakamoz
renkler ötesi duyguların tanıklığında
hüzün soluklu esintilere yüklenir
umutsuz sevda
döngün yüzüne bilinmezlik yağar ufkun
yabanıl ritme yenik düşer volümsüz ezgi
suskun yüreklere zaman sağar
ayrılık
gizem tapınağına yakarış sessiz
uyumsuz yaşam dansına doyumsuz
arapsaçı
bezirgan haramiler ülkesinde tutsak
hazinem
ayrıkotu kusar özlem toprağı
meftun güzçiğdemi
buz mavi sitem
sürgün meyve çiçeğine bezenir
serap yüzlü dal
düş yaprağı gölgesine gömülür
uykusuz sunağa kanar veda busesi
bir özgür uçuşlu kelebek ölür
07 mart 2009 04:25 kadıköy
murat aydın doma
duyumsuz dümen suyuna üşür
yakamoz
renkler ötesi duyguların tanıklığında
hüzün soluklu esintilere yüklenir
umutsuz sevda
döngün yüzüne bilinmezlik yağar ufkun
yabanıl ritme yenik düşer volümsüz ezgi
suskun yüreklere zaman sağar
ayrılık
gizem tapınağına yakarış sessiz
uyumsuz yaşam dansına doyumsuz
arapsaçı
bezirgan haramiler ülkesinde tutsak
hazinem
ayrıkotu kusar özlem toprağı
meftun güzçiğdemi
buz mavi sitem
sürgün meyve çiçeğine bezenir
serap yüzlü dal
düş yaprağı gölgesine gömülür
uykusuz sunağa kanar veda busesi
bir özgür uçuşlu kelebek ölür
07 mart 2009 04:25 kadıköy
murat aydın doma
28 Temmuz 2008 Pazartesi
adın kar olsun
-efsun mavi-
apansız düşen düş müydü
kara gölgeli suların pınarsız yarınına
mutluluk tiradı sekmeli dil tutkunu bellek
perdahsız mevsim yeşiline zamansız
kızıl
öykünüp buzul perili kutba dökülen
görkemli ışınımına günsüzlüğün
geri mi dönmeliydi aşk
savruk uçuşunla dokun adımsızlığın
ayakuçlarına
yorulmasın albenili sekişin
billur gülüşünü huşuyla bürün
beyaz feracene
adın
kar olsun
yangın yoksunluğuma erim erim erisin
serin sıcaklığın
yasaksız gir kimsesiz öykülerime
ansızın git(me) ki
serüvenli yüreğine sussun
susasın sorgusuzluğum
efsun mavi esintilerin ardına gizle
savaşçı ruha başkaldıran
kutsal sarhoşluğunu
derin dokunuşlar arifesinde ansızlığı kur
gönül çeperlerime
gizemli akışınla vur
-vur ki öleyim-
04 ağustos 2008 07:30 istanbul
murat aydın doma
20 Ağustos 2007 Pazartesi
sözdüşüm
korunaklı kozada devingen tohum
kök salar mevsim moruna
gizemli dudakta şebnemin rengi
naz nakışlı kundağında büyür
suskun yeşilin
kaçkın yıldızlardan iner sevi kuşağı
baştan çıkarır güz kelebeğini
aleve düşer sevinç
yasak dokunuşlarda dağlanır dil
kovulur sıradışı öykülerden
yoksul gamzelerde üşür
sorgusuz gömülür kızıla mavi
yazgısı ışıltı kararsızdır ay
tutkuya boyanır gönül çalan dal
gülücükler konar güllerden yana
kanayan dudakta dermandır adı
duygudan dizeye sözdüşümü'nde
18 nisan 2007 istanbul
murat aydın doma
kök salar mevsim moruna
gizemli dudakta şebnemin rengi
naz nakışlı kundağında büyür
suskun yeşilin
kaçkın yıldızlardan iner sevi kuşağı
baştan çıkarır güz kelebeğini
aleve düşer sevinç
yasak dokunuşlarda dağlanır dil
kovulur sıradışı öykülerden
yoksul gamzelerde üşür
sorgusuz gömülür kızıla mavi
yazgısı ışıltı kararsızdır ay
tutkuya boyanır gönül çalan dal
gülücükler konar güllerden yana
kanayan dudakta dermandır adı
duygudan dizeye sözdüşümü'nde
18 nisan 2007 istanbul
murat aydın doma
Etiketler:
ay,
duygu,
düş öyküleri,
kalem,
kızıl,
mavi,
mor,
murat aydın doma,
renk,
sözdüşüm,
şiir,
tutku,
yaşam
16 Ağustos 2007 Perşembe
yanlışlık nerde
dizilişler mi yanlış
yoksa taşlarda mı var bir hata
saddam resim yapsa
bush keman çalsaydı
yine de çıkar mıydı çocukların göğsünde
kanayan yara…
-bak fareli köyün kavalcısına
dizilmişler ardı ardına sıra sıra
en önlerinde napolyon ardında adolf
yanı başlarında Stalin
hep bir ağızdan sarılmışlar şarkılarına
saddam’ın yana kaymış beresi
piposunun izi duruyor dudağında
saksafonuyla oynamakta bill
bush’un elinde var bir keman
tanıdık biri orkestranın şefi
anadolu’da koyunlarına kaval çalan
iribaşlı kepenekli bir çoban
bırakmışlar bir yana ucu sivri
füze görünümlü
kurşun kalemlerini
uslarından atmışlar karmaşık sayıları
cebir problemlerini
bir ellerinde mızrapla yay
öbüründe samur tüylü fırça
mavi tuvallerinde hayat bulmuş
rengârenk yaşanası koca bir dünya
kan kırmızı çiçekler çocukların göğüslerinde
değil artık
has bahçelerin güllerinde
hırs nefret ve intikamdan arınmış gönüllerinde
açmış hiç solmamacasına-
her gün mavi düşler atölyesinde
tuvallerimi boyarım pembeye
para etmedi bu güne kadar
ya sizin safsatalarınız
her serginizde yok satar
savaş misali oyunlarınız kapalı gişe oynar
devran sizin
-sürün/sürünün olabildiğince-
22 kasım 2005
murat aydın doma
15 Ağustos 2007 Çarşamba
adı kadın
adı kadın
(adı kadın olanlara)
ellerdeki çizgiler
yüzlerdeki çizgiler
yosun tutan taş merdivenden
çıktılar birer birer
karadağ’ın dar çamurlu patikalarında ağırlaştı yolu
yüklendiği odun küstü kör talihine
çöpür ipi kesti omuzlarını
kör girebi bir de orak düştü yârenliğine
yüzünden umudunu yaladı kömür karası
eksilmedi ayağından kara lastik yarası
hızla atıştırdı akşamdan kalan yemeğini
bir de oh çekti derinden
artan zamanda çakıl taşıyacaktı
sepetiyle denizden
ah olmasaydı sırtındaki sepet yarası
kazanacaktı kocasına kumar parası
gözünün gördüğü gönül verdiği
namusu
çocuklarının babası
zifir kokar saçı sakalı nefesi
kahır solur sözleri
kadeh tutar
kumar oynar
küstahça döver kırılası hain elleri
dert kovalar gece gündüz karayel
deniz dalgalar dolusu ağıt okur
derbeder başını öne eğmiş ahşap ev
gariban tepede perişan durur
çekilen çilenin tütmez tütünü
bacadaki isli taşa iz olur
gönülden yaralı gözler kömür karalı
yaralı sırtında sepet yaralı
ellerdeki çizgiler yüzlerdeki çizgiler
yosun tutan taş merdivenden
indiler birer birer...
16 Eylül 1994
Murat Aydın Doma
Kızılırmak
Gönüllerde mayalandık aşka doyurduk badeyi,
Serapsız çölleri yorduk deme kandırdık dideyi;
Gök çiçekten bal derledik kalplerde bulduk Hüda'yı,
Çektiğimiz ahla çıktık Kızıldağ'ın yücesine.
Dost dilinde çağıldadık düsturumuz Şah fermanı,
Gâhî durgun gâh dolanı yele savurduk harmanı;
Fâni bedene sığındık zulümden aldık dermanı,
Yedi meftun çerağ yaktık gecelerin nicesine.
"Toprağı sadık yâr" bildik meyve sunduk sinesine,
Miskin eşiğinde durduk mana sorduk hanesine;
Kırk yıl doğru odun olduk çiledeki Yunus'una,
Kül duvaklı kordan baktık har soluklu bacasına.
Irağı yakın eyledik terli taylarda rahtımız,
İnce elekten elendik çulsuz sedirler tahtımız;
Bu cihanda sayılmadık açmadan soldu bahtımız,
Gökçe doğup kızıl aktık Karadeniz sucasına.
(Duygudan heceye)
06 Mayıs 2006
Murat Aydın Doma
Serapsız çölleri yorduk deme kandırdık dideyi;
Gök çiçekten bal derledik kalplerde bulduk Hüda'yı,
Çektiğimiz ahla çıktık Kızıldağ'ın yücesine.
Dost dilinde çağıldadık düsturumuz Şah fermanı,
Gâhî durgun gâh dolanı yele savurduk harmanı;
Fâni bedene sığındık zulümden aldık dermanı,
Yedi meftun çerağ yaktık gecelerin nicesine.
"Toprağı sadık yâr" bildik meyve sunduk sinesine,
Miskin eşiğinde durduk mana sorduk hanesine;
Kırk yıl doğru odun olduk çiledeki Yunus'una,
Kül duvaklı kordan baktık har soluklu bacasına.
Irağı yakın eyledik terli taylarda rahtımız,
İnce elekten elendik çulsuz sedirler tahtımız;
Bu cihanda sayılmadık açmadan soldu bahtımız,
Gökçe doğup kızıl aktık Karadeniz sucasına.
(Duygudan heceye)
06 Mayıs 2006
Murat Aydın Doma
14 Ağustos 2007 Salı
Sarıkamış'ta dondu zaman
a.
başka bir gezegende geçer bu öykü
gökevinde mavi cennet derler adına
her çeşit canlıya açmış kucağını
insansı yaratıklar da aralarında
bölük bölüktür kocaman orman
büyük bir anayurdun gözbebeğinde yurt kurar
aslansılar
ayaklarında kızgın çöl… avuçlarında balkan
taa Kafdağı'na yaslanır efkârlı başı
toprakları her yönde kıtamsı coğrafyaları aşar
çölümsü topraklarında yeşermez ağaç
derinlerinde zümrüdî suları taşar
büyülü enerji saklıdır içlerinde
bitmeyen berekettir
elzemdir
canavar dişlilerin oyuncaklarına
oyunlarına
gel zaman git zaman
dört yandan-yedi koldan saldırılan
bu orman
aç midelerin iştahında kabaran
gizemli ganimettir
zaman topyekûn savunma zamanıdır yurdu
anayurt ormanında her türden insansılar
bir arada yaşar
yılansı-sırtlansı-tilkimsi
kimilerinin de çakalsı cibilliyeti
bir anda sıvışırlar köşe bucak
yük bütünüyle aslansıların omuzlarında
hatta çöreklenir üzerlerine tonlarca
ağırlığıyla
yarı aç yarı tok nafile savaşırlar
çöllerde sıcak
dağ başlarında soğuk
kurmuş sinsi karargâhını dört gözle bekler
salgın hastalıklarla yarışır ölüm
her türlü ihanet küstahça gezer
ormanı köşe bucak sarar ateş
Sarıkamış diyarına düşer
çöllerden artakalanların binlercesi
gündüzden üşür tüfekler
aşılmalıdır Allahuekber
lakin bitkindir soylu yürekler
akşamdan geçit vermez
kahrolası tepeler...
sabah erkenden çalınır kalk borusu
buzdan heykellerin kulaklarında çınlar titreyen ses
gören gözlerden akar oluk oluk kan
sessiz dudaklarda el aman
gecenin kalbinde durmuştur
zaman
aç gözlü köpeksilerin hedeflerinde
çok ötelerinde yüzlerini bile göremedikleri
yetimsiler bırakarak arkalarında
binlerce ayrı öykü
on binlerce abide
yönleri kıblede
bedenleri secdedeyken donmuştur
yürek yakan ağıtlar donuk kulaklarında
kurşun yüzlü yamaçlara konmuştur
ğ.
batıdan doğar yürekleri ısıtan
gözleri çakmak çakmak mavimsi güneş
yeniden çalar borazan
birbirine kenetlenir büyük savaşın yorgunu aslansılar
canavar dişliler kovulur anayurttan
kurtuluştan kuruluşa geçilirken hep birden
yılansı-sırtlansı-tilkimsi
bilumum çakalsılar
zafer şarkılarıyla çıkar sıcacık inlerinden
kimi kahramanca naralar atar
kimi de besili göğüslerine
gazimsi sayılan madalya takar
rivayet bu ya
çoğu savaş kaçkınıdır aslında
artık meydan onların
gün onların günüdür
kimine talan yetmemiştir
kiminin görevi henüz bitmemiştir
tüysüz yetimsilerin kimsesiz başlarında
iştahlı azı dişleri alabildiğine salyalı
böyle gelmiş böyle gitmeli
değişmemeli oyunun asla değişmeyen kuralı...
ı.
…Mehmet Ali oğlu İbrahim
ruhu Sarıkamış dağlarından uzanır sonsuzluğa
dağ gibi aslansıdır
“yok” sayılmıştır görmeyen gözlerin kör zihinlerinde
varlığına da rastlanmamıştır
yakılıp yıkılan künyemsi defterlerinde
hem şehidimsi de değildir adı
yön veremez
yol diyemez
elveremez yetimsi yavrusuna...
t.
dağların hüzünlü sesi yanık bağrını dağlar
yemenimsi türkülerde özlem dolar yüreği
ağlar
susayınca suyu
acıkınca kuru ekmeğine katıktır gözyaşı
babasını bir kez olsun göremediğine
öpüp koklayamadığına yanar
Salih yetimsi yalnızlığında büyür
gün gelir yaşlanır çileli yılları
artık dayanamaz olur yorgunluğuna
yaşamı boyunca görülmeyeni görür
büyük yas ayının on altısında
denkleştirir sitem dolu yükünü
“yok” sayılan babasına kavuşmak umuduyla
yokluğa yürür…
08 Eylül 2006
Murat Aydın Doma
her deminde mutluluğa dönen masmavi dünyamızda böyle bir olay yaşanmamıştır... yazılanların tümü hayal ürünüdür…
ida
aklımı başımdan alır kekik kokusu
ve
çam sakızına tutkun ağaçlar
defne dalına dolanır ipeksi saçların
ardında zeytin tanesi gözlerin
ağlar
gizemli vadilerinden tüten kutsal aşk
afrodit’in bağrında yanar
aniden kırbacını şaklatır zeus
gürültü akar yamaçların
tuhaf sürüleriyle savruk eteğinde
bitkin döngüye tutulur çoban
altın oluğundan içer iksiri
tılsımlı kavalına üfler
koca pan
büyülü göl sularınla ağar göklere
yüzyıllara ağıt olur
delidivane hasan
usulca omuzlarına kayar beyaz tülbendin
yüreğine bin dert damlar yosun tutan kayadan
bir garip süzülür gözyaşların
bir garip bakar sana şu karşı ki yakadan
birden bir garip olur garibin içi
bir garip ki içi
iğneli fıçı
14 temmuz 2005 pelitköy
murat aydın doma
ve
çam sakızına tutkun ağaçlar
defne dalına dolanır ipeksi saçların
ardında zeytin tanesi gözlerin
ağlar
gizemli vadilerinden tüten kutsal aşk
afrodit’in bağrında yanar
aniden kırbacını şaklatır zeus
gürültü akar yamaçların
tuhaf sürüleriyle savruk eteğinde
bitkin döngüye tutulur çoban
altın oluğundan içer iksiri
tılsımlı kavalına üfler
koca pan
büyülü göl sularınla ağar göklere
yüzyıllara ağıt olur
delidivane hasan
usulca omuzlarına kayar beyaz tülbendin
yüreğine bin dert damlar yosun tutan kayadan
bir garip süzülür gözyaşların
bir garip bakar sana şu karşı ki yakadan
birden bir garip olur garibin içi
bir garip ki içi
iğneli fıçı
14 temmuz 2005 pelitköy
murat aydın doma
gelevera deresi
gelevera deresi
-sitem -
terkedilmişliğin tanığıydı yaylalarımız
kekik kokulu dağlarında
sağır taşlara gizlendi anılarımız
sert bir kaya çatlağında açtın çiçek çiçek
çileli yaşamına buz mavisi gözlerini
umut yükünü yüklenip omuzlarına
düştün sonunu bilmediğin dolambaçlı yollarına
ışıltılı-berrak-akışkan-özverili
geçtiğin hırçın vadiler mi yordu
duru bedenini
suçu neydi ki yemyeşil sularımın
neden toprak rengine boyadın denizimi
engin yamaçlarında katledildi çam ormanları
sende başladı utanca ilk yolculukları
ve metrelerce sürüklenen bedenleri
sevdam yatar benim ta diplerinde
neden toprak rengine boyadın denizimi
çocukluğumu verdim ben sana
kütük tutan derme çatma ızgaralarına
işte tam orada öpüşürdün denizimle
yanak yanağa dudak dudağa
bakamazdım kapardım gözlerimi
neden toprak rengine boyadın denizimi
acemiydi ilk öpücüklerin
savrulurdu çocuksu bağrıma
ve ben senle ıslanırdım
hani demir köprün vardı ya
yorgunluğumla boylu boyunca
katranlı tahtalarına yaslanırdım
benimkisi çocukluktu işte
ya sen
neden toprak rengine boyadın denizimi
06 aralık 2005 espiye
murat aydın doma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




