aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2012 Cuma

deniz güncesi


deniz güncesi

ürpertili kimsesizliği soyunurken gün
saldırgan yanını sinsice biler akşam
saklı kumsalında çile doldurur
dert mabedine gömülü yalnız bir adam

dağınık saçlarla yarışır deniz köpüğü
suskunluk devşirir pusarık bakışlardan
dinmeyen yorgunluğu yalpalar tekne
eskil söylenceler asılır iki kürek gıcırtısına
susayan avuçlara kan kusar kum taneleri

kırışık yanaklarda katmerlenir hüzün
vefasızlığı adımlar bir çift yalınayak
mevsim bozumunda ayrılık demler veda
yoldaş bir ıslıkta üşür doğaçlama yol türküleri

kırılgan tan kanar donuk maviye
kızıl uçurumlardan suya dökülür rüzgâr
ayaz sürgünü bulutların aymazlığında
ılgın soluklu esintilere yüklenir sevda

nasırlı yalnızlığa çöker özlem kokusu
sitem saatini üçüncü cemreye kurar alın çizgileri
gerçeküstü öykülerde vurgun yer martı çığlığı

ufuklar sarmaş dolaş bürünürken zifiri feracelerini
enginlere saplanır binlerce kahır
ertelenmiş umutları yaralar gece

duygu yağmurları dökerken hüzzam ertesi
müebbet tutkulara yağar sarı düş
son celsede kalemini kırar sevi güncesi


02 mart 2012
murat aydın doma

1 Temmuz 2011 Cuma

Geçtim



















Geçtim


Seyyah ebrûlerde kahırla doldum,
Kar oldum müjgâna selinden geçtim!
Hicran nağmesinin kararı oldum,
Darıldım mızraba telinden geçtim!

Güneş asumana kanarken doğdum,
Zühre yıldızının bendine değdim;
Kırklar dergâhına kül oldum yağdım,
Görüldüm yoklukta halenden geçtim!

Bir uçtan bir uca koştum deminde,
Aşkına pervane döndüm ceminde;
Ney oldum inledim fâni zeminde,
Yâr oldum Canan’a kulundan geçtim!

Dumanlı yaylaya ceren göçürdüm,
Sevdadan sevdaya gönül uçurdum;
Yalan sarayında ömür geçirdim,
Sürüldüm dağına belinden geçtim!

Bülbüllerin suskun viran bağında,
Ben bende köleyim hazan çağında;
Hayal zangocuyum dertli sağında,
Har oldum dudağa dilinden geçtim!

Cemre yağmurunda toprağa düştüm,
Şavkınla beslendim gecende piştim;
Mahcup yanağında bir damla yaştım,
Ter oldum çiğdeme dalından geçtim!

Bir muamma olup mahzene doldum,
İçimde dışımda kâinat buldum;
Rayiha gölünde sarardım soldum,
Yerildim kovanda balından geçtim!

Gâh iyi gâh kötü kutsal meleğin,
Değirmen zulmünü eler eleğin;
Muhannet çarkında döner feleğin,
Yoruldum hanında yolundan geçtim!

Ham tene büründüm hayli bir zaman,
Tek yönlü koşuda tükendim yaman;
Göverdim bedende oldum sap saman,
Serildim harmana yelinden geçtim!

Bir tohum bir çiçek can vermiş döle,
Yedi gökten mecnun düşmüşüm çöle;
Mestane bedenim vuslata köle,
Duruldum makberde salından geçtim!

Ruhtan ruha akan ırmağa girdim,
Yeşil ummanında Al’ımı sordum;
Yunus, Hacı Bektaş, Ali’yi gördüm,
Sarıldım Murada gülünden geçtim!


27 Haziran 2011 İstanbul
Murat Aydın Doma

7 Aralık 2010 Salı

Aradım Seni


Aradım Seni


Rüzgârla bulutun gönül meseli,
Toprakla damlanın kutsal visali;
Nilüfer gülüşlü mehtap misali,
Muhabbet gölünde aradım seni!

Sürgün figanıyım hayal dağının,
Düşlerimi yoran sevda çağının;
Yeşilden kızıla hüzün bağının,
Dikenli gülünde aradım seni!

Müjgânıma düşen çiy damlasında,
Yetmiş iki türden aşk imlâsında;
Huşuyla okunan yâr cümlesinde,
Mürşidin dilinde aradım seni!

Çıktım asumana seyrine baktım,
Vakur ihtişama boynumu büktüm;
Hicran mabedine ahımı döktüm,
Mahyalı kolunda aradım seni!

Buyrukla konulan göçülen handa,
Şiryanıma dolan mestane kanda;
Vuslatın yolunda dağlanan canda,
Meftunun hâlinde aradım seni!

Nefesten yükselen ilahî seste,
Neylerde ağlıyor semâvî beste;
Şemsine pervane dönen aheste,
Semazen elinde aradım seni!

Tohumdan meyveye uzanan dalda,
Nazlı çiçeklerden süzülen balda;
Dertli tamburama bağlanan kolda,
Divane telinde aradım seni!

Cümle manalardan geçip bin kere,
Hakikat yolunda çağlıyor dere;
Yedi çağlayandan döküldüm yere,
Muamma selinde aradım seni!

Tevhit ehli ile ummana düştüm,
Dibinde yoğruldum yüzünde taştım;
Yüreğinde yangın gözünde yaştım,
Muradın külünde aradım seni!


04 Kasım 2010 İstanbul
Murat Aydın Doma

20 Eylül 2010 Pazartesi

Seni Aradım


















Hüzün güllerimin sarı sevinci,
Dalında aradım yâr diye seni!
Duygu dergâhımın kutsal övüncü,
Dilinde aradım yâr diye seni!

Sevda ırmağında düzensiz aktın,
Dertli değirmenin bendini yıktın;
Öykündün mehtaba ummanı yaktın,
Külünde aradım yâr diye seni!

Ruhunda dirildim teninde soldum,
Meftun yüreğinde rengimi buldum;
Çile kervanında mecnunun oldum,
Çölünde aradım yâr diye seni!

Yürüdüm serabı düşe yatmadım,
Harami sofrada lokma yutmadım;
Terk ettim sılayı mekân tutmadım,
Yolunda aradım yâr diye seni!

Bezirgân dilimde sözüm bitmedi,
Eskil yaralarım merhem tutmadı;
Göçmen diyarına name gitmedi,
Pulunda aradım yâr diye seni!

Kırılgan gönlüne derin kazıldım,
Yağmur gözlerine elif yazıldım;
Kirpiğine şerha şerha dizildim,
Selinde aradım yâr diye seni!

Düşlerim sanrılı bulanık başım,
Bulutlar kahırlı yosunlu taşım;
Figan toprağına urağan yaşım,
Yelinde aradım yâr diye seni!

Doğru odun oldum pir kapısına,
Girmedim dünyanın kul yapısına;
Huşuyla bağlandım aşk tepisine,
Halende aradım Nur diye seni!


19 Eylül 2010 İstanbul
Murat Aydın Doma

30 Mayıs 2010 Pazar

sultanîyegâh





































göçmen gecelerimin gizi
efsunlu yıldızları toplayıp evrenimden
yalnız sen rengine boyamıştım
gökevimi

oysa şimdi
ay yüzünden suya düşen ay gibi
akşam gözlerinden seken
suskusuz sitemine gömülüyor
umudum

yarınıma çöken sislere asıp hayalini
özlem yelinin yönsüz kollarından
bulanık yağıyorum harami ırmağına

denizime dökülüyor derin gözlerin
kararsız sevi bulutlarından
dalgalar dolusu çığlık içiyor
kumsalın susuzluğu

kimsesiz mehtaba düşüyor
aldatılan yelkenli
la perdesinde üşüyor sultanîyegâh

erişimsiz düşlerimden derleyip esinleri
ölümün gözyaşından yontuyorum
tapındığım totemi
yalansızım
düş yanımda kalansızım
avuçlarıma batıyor ayrılığın zifiri



23 mayıs 2010 istanbul
murat aydın doma

Resim: İvan Ayvazovski
Boğaziçinde Mehtaplı Gece-1894 (detay)

29 Nisan 2010 Perşembe

Yârim



















Yârim


Ruhum talan oldu bedenim heder,
Kederli yüzümde bencesin yârim!
Hani kavletmiştik mahşere kadar,
Sitemli sözümde sencesin yârim!

Zalim tarağında zulüm tarattın,
Doğurgan derdimden kahır türettin;
Tütmeyen külümden alev yarattın,
Harlanan közümde bun'casın yârim!

Dönümlü derbendi toza katmıştık,
Gövel dağa çıkıp göğü tutmuştuk;
Sisi yorgan yapıp düşe yatmıştık,
Boranlı düzümde yoncasın yârim!

Susuz ırmaklarım hüzün çağlıyor,
Pervane mevsimler yürek dağlıyor;
Kışlarım derbeder bahar ağlıyor,
Umutsuz yazımda güncesin yârim!

Geceler uykusuz gündüzüm ayaz,
Sağır yıllarıma geçmedi niyaz;
Haziran güneşim olmadın bu yaz,
Gücenik güzümde goncasın yârim!

Yoruldu kervanım figanda durdum,
Dağıldı mekânım kalmadı yurdum;
Hasret saatimi makbere kurdum,
Virane gözümde kan’casın yârim!

Duygudan kaleme dile gelendim,
Aşkın feracesi şala belendim;
Mahur gözlerinde sele bulandım,
Divane sazımda soncasın yârim!

Yönsüz bulutlara gönül koyandım,
Hayal oyununda gökçe boyandım;
Döküldüm ufkuna şavkında yandım,
Alaca bozumda tancasın yârim!

Bozguncu çalıdan gül deremedim,
Göçmen umutlara bel veremedim;
Harami kovanda bal göremedim,
Tadımda tuzumda bincesin yârim!

Söküldüm derinden yerde kuruldum,
Gönüllerde gezdim serde duruldum;
Sevda mabedinden derde sürüldüm,
Elifsiz cüzümde dincesin yârim!

Huşuyla bekledim melek gelmemiş,
Ölüm Hakk’ın emri vade dolmamış;
Girdim bedestene ipek kalmamış,
Karalı bezimde yüncesin yârim!

Bozulan bağımda seyre başlandı,
Haset harmanında sinem taşlandı;
Namert kazanında tenim haşlandı,
Cemresiz yozumda sin’cesin yârim!


16 Nisan 2010 İstanbul
Murat Aydın Doma

1 Mart 2010 Pazartesi

Gidelim



















Gidelim

Cemrelere gülmez dağların yüzü,
Çiğdemleri derip düze gidelim!
Derin suskunluğun sinemde sızı,
Erenler ceminde söze gidelim!

Bir dilek bağladım secdede dala,
“Bir lokma bir hırka” düşelim yola;
Kırmızıdan mora konalım güle,
Dergâhlar tarumar yoza gidelim!

Hayal dokunuşun tenimde samur,
Bakışın hüzünlü gözlerin kömür;
Dilinden dökülen ömrüme ömür,
Semahlardan geçip saza gidelim!

Baharlarım yalan uykusuz yazım,
Bozulmuş düzeni çalınmaz sazım;
Zemheri yeline geçmedi nazım,
Vefasız günlerden güze gidelim!

Yangın yüreğime gurbetten bakın,
Divane külüme hasretle dokun;
Aşkımı dillere düşürme sakın,
Duygu mabedinde gize gidelim!

Bağdan havalanıp çöllere konan,
Bir değil binlerce seraba kanan;
Volkanları geçip sularda yanan,
Aşkın ummanında köze gidelim!

Karasevda vurdu müzmin hastayım,
Hüzzam dudağında kırık besteyim;
Murada ermeden gamda yastayım,
Vuslatın yolunda toza gidelim!


18 Şubat 2010 İstanbul
Murat Aydın Doma

12 Ocak 2010 Salı

duru bir yalnızlık

















güneşi eritiyor şebnem gözleri
cehennem ateşine gülümsüyor gül
gölge zamanlara kül yangıları

gecenin gizemli tiradını soluyor akşam
ben yine hüzün kararında dökülüyorum
derinlerime
gökler dolusu sen taşıyor imgelerim
üşüyor kelebek kanatlı uçurtma

gidip gidip gidemiyorum temmuz'uma
eylül sekmeli esintiler doldursa da
düşlerimi
göç fırtınalarına tutuluyor mevsim

neden siyah kusuyor gözlerime
kırlangıç kanatları

sitem yağıyorum zaman ardı kırıklarıma
kutsal kadehe özlem damıtıyor yüreğim

ne çok dilek ağacına kızıl düğümlemişim
kendimi
tutkulu kollar sararken bedenimi
ne çok ömürsüz sevgide tükenmişim

oysa ne kadar gitsem de uzağıma
tutsaklığım kadarmış özgürlüğüm

kaç terkedilmiş yara kanıyor göğsüm
kaç ölümlü tanrıçanın ayak izinde
eziliyor eskil yanım
yalnızlığım
sığınağım
yengisiz seferlerden dönüyorum
suskularına

izi kalmasın insansı kirlerimin
duru bir ten
günahsız bir ruhla sığınmak istiyorum
kundağına

ne olur yeniden doğur
ama önce binlerce öldür sendeki beni

sancılarına saplanırken çığlığım
sensizliğime batıyor
bir kar.altı zemheri


06 Ocak 2010 İstanbul
murat aydın doma

4 Aralık 2009 Cuma

veda


kor esinti dudağına dem uykusuzluk
gök mavim kara göçmen ıslığına
oymalı saçaklarım huzursuz
çile külü eler savruk saçlarım
suskum gözpınarına zakkum
kıblem ölümüne aşk
düşüm yalan düşer
gece körüne

girebilseydim rahmine anaç toprağın
sonsuzluğa gülecekti özlem tohumu
alkım sağacaktı pus çiçeğine

ırağıma sürgün kendime küs
yok oluşum gölge
son varlığıma

24 ağustos 2009 19:50
murat aydın doma

26 Kasım 2009 Perşembe

eylül düşünce



kimliksiz renklere boyarım düşlerimi
ellerim spatul
tuvalim tenin
öykülerimden sökülür gizemli mavi
uykusuzluğumu içer sensizlik
sen tadında nemlenir dudağım
öper misin gönlümce

en cılız ışığını kovalar sevi yıldızı
yıllanan çilesi kubbeler aşar
ruh üşür
beden yanar
tüter misin hüznümce

derinlerde baskılanır utangan duygu
dalında sızıdır gizli bilgelik
güz kostümlü toprağı okşar şebnem
susuzluğu bilemez sanrılı bulut
yağar mısın selimce

sazları yaralar dilin yangısı
devingen akşamla sevişir efkâr
yeni güne ertelenir umudun ritmi
söz kanar
susar ezgi
çalar mısın telimce

ayrılığa koşar divane düşüş
sarı büyü kusar yorgun bilmece
eylül çıkmazında demlenir sarhoşluğum
sessizliğe yudum yudum dökülür gece
eser misin yelimce

bezgin bakışlarımı kollar dolunayın halesi
saklıyım
yasaklıyım
karanlık yüzünde tutsağım anın
belleksiz mevsime dökülür kararsız
sevdam
motif motif dilimce
dokur musun kilimce


25 eylül 2007 istanbul
murat aydın doma

25 Kasım 2009 Çarşamba

düşe yazdım

sen ışığımın mavi düşümüne
betimsiz susamışlığım
ruhuma biriktirdiğim son gözyaşı
nedensiz yokluğunla seviştiğim
hayalin
düşüyor yüreğime

süreğen geceme uykusuz düşlerin
yoksul coğrafyanın yetim bıraktığı
yüklemsiz gözlerin
nasıl görebilir bensizliğini

sensizliğe çoğalan bulutsu özlem
doyasıya yağmur meneviş dudağına
belleksiz terk etmeliyim
duyumsuz yaşamın
çile saran yumağını

yolculuğum en uzağıma

19 şubat 2009 istanbul
murat aydın doma

renk düşüm (kırmızı)


































renk düşüm (kırmızı)


kırmızı
can evimin can rengi
soyunuk damarlarıma kızıl duyum
ardışık sevi öykülerime düşen kor
kim taşır gülücük mavinin doğum tiradını
nasıl çıkar ortaya
mor

nem yoksulu menekşe dudağa
şebnem büyüsü
suskun dökülüşe kar beyazı
gözyaşım

kırmızı düşünür
kırmızı üşür
kırmızı sevişir gecelerim
kıvrım kıvrım sona koşar
yar sızılı
nar kızılı
toy-delişmen yüreğim

bin ahla yakarır yakamoz yanığı
sunağıma
kırmızı günahımı gizlerim
tutunup özlem kuşunun tutkulu
kanadına
göklere yükselir
kan kırmızı ellerim

yeşil mi gelir aklıma... / mavilim
mavi düşüm
gün kızılım
ufka sürgün kırmızılım

ille de kırmızılımı özlerim



07 mart 2009 istanbul
murat aydın doma

gitme



mutsuzluk gözyaşlarına susamasın
yeditepeli mevsim
dün vurgunu öyküler kanamasın
mavi siluetimize
sevi ötesinin melun karanlığına akmasın
buselik zaman

söze yoksul kalemim
samur dokunuşlu fırçam
imge sağanağı ellerinde
susmasın şiir
albenili figürler küsmesin
ışıltılı tuvalimize
ben yok
gülümseyen kadınım yok
büyülü resim yok olmasın
geleceğe çizdiğimiz düşlerimizden

ayrılığa yazılmasın son roman
son replik kızıl süzülmesin perdelerimize
damla damla erimesin yüreğimiz
duygularımız isimsiz gömülmesin
düşümsüz izdüşümüne

ışığım mabedinde tutsak sevgili
renklerim eylül gözlerinde
azgın fırtınalar bilese de çileli bakışların
kızgın lavlar dökülse de
kırılgan dudağından
gidemem

gitme


07 mart 2009 17:25 istanbul
murat aydın doma

uzak.sızım



eskil renklerim gömüt
kayıp kentin kızıl akşamlarına
gökevimi yağmalarken urağan
sensizliğim zehir-zakkum
avuçlarıma

zifiri mutsuzluk tütünü vurgunluğum
yoksul serçelerden ezgi çalar nefesim
göçmen dudağına sırdaş ıslığım
ağılı gözyaşı eritirim
özlemine

talandan artakalan mor salkım yalan
sevi kadehim zerdüşt
sonsuzluk esriği ruhum
yangısına kara çalıp tutkun bedenin
ölüm solur umudum

terk edilmiş istiridye kabuğu filikam
yelkensizim suya gölge bun rüzgârına
çağrımsız kum tanelerine belerim sagularımı
veda.sızım gönül kırıklarıma

mavi gamzelerine aldandığım denizim
batık duygu perçini derinlerine
bengi kartal pençesinde kan suskularım
dertli sazım
nur yalazım
yarım.sızım yüreğine

gücenik göğsüme çoğul uykusuzluk
kalan.sızım düş sarmalına
perdemin baladı üşümük gecem
eylül düşümüm kırılgan
an duyarsız
uzağımdasın...


(ida akşamlarına...)
01 eylül 2009 istanbul
murat aydın doma

nur düşüm



suskun rapsodiye duyumsuz gece
meneviş gülüş arifesine düşüyor şebnem
gövel dağın hıçkırık okşamalı siluetinde
destansı çığırışlara buruk dudağım

sevi
yama tutmayan yara
zeytin semahı sekmeli özlem figürü
kekre sokuluşlu kırık yanıma
ürpertili devinime sitemli
lacivertim inadına

kelepçeli denizimle sevişiyor marina aşüftesi
mor gamzeli yelken mahremine sığınmacı rüzgâr
hicran kuytularına göçmen umutlarım

palyaçonun kambur avuçlarına soyunup nefesini
tragedya suflelerinden derleme susuz repliklerini
kimsesizlik sahnesine döküyor
kumpanya çıngırağı

ben girdabında bir ben
kalan.sızım kayboluşuma
lâbirentlerime gömüyorum yasaksız duygularımı

yanağıma nem
uzağıma şiir hüzün
antik sunumlu yakamoz öpüşlere
yalnızlık üşüyor imgelerim

nur serabı dokunuşlara yağan karadut öyküsünde
erim erim eriyor dilim
serenatla büyüttüğüm gökevim
efsunlu zamansızlık kusuyor kutsal kadehime

sensizlik çarmıhına kanıyor elim



(ida akşamlarına...)
06 ağustos 2009 istanbul
murat aydın doma

adımsızım



ebruli yakamozların sağanak düşümü
kırılgan yıllarım gibi zamansızım
delişmen gözlerine

duyumsanamayan evren gülüne kokuşlu
kekik iksirli kum tanelerine adak
zeytin yaprağı hışıltısına kırmızı
bir dirhem benliğim

soyunabilsem karabasan korkularımı
kanatlansam yalnızlık abidesi tüneğimden
kutsal mabedine konsam sevgili
korunaklı mihrabında beş vakitsiz nefeslensem
sonsuzluğu

beklenen perdesi henüz açımsız
gülümsemenin
kumpanya sahnesinde tefrikasız gölge oyunu
kavuşumsuz tiradında uykusuzum gecenin
serapsız ezgilerin suskun serenadında
pus kusar dilim

canhıraş düşürürüm mutluluk düşlerimi
hercai renklerime duyumsuz paletim
ilmek ilmek özlem dokur
korunaksız serpilir volkan külü tuvalime
çığlık yağar imgelerim

prangalı dokunuşum ipeksi
kıdemli kahır işçisiyim dönüşümsüz yaşamın

uzağına düşsem de armağan ettiğin yıldızımın
esintili yelelerine tutunup seğirten galaksinin
tutkulu sokulurum yürek dehlizlerine

ahtapot kollu anı toplarım körfez akşamının
yitik siluetinden
adım kutlu
sızım sen
adımsızım nur parem
tadımsızım kendime


(ida akşamlarına...)
22 temmuz 2009 istanbul
murat aydın doma

7 Mart 2009 Cumartesi

güz vurgunu

sıra dışı öykülerini soyunur yeşil
duyumsuz dümen suyuna üşür
yakamoz
renkler ötesi duyguların tanıklığında
hüzün soluklu esintilere yüklenir
umutsuz sevda

döngün yüzüne bilinmezlik yağar ufkun
yabanıl ritme yenik düşer volümsüz ezgi
suskun yüreklere zaman sağar
ayrılık

gizem tapınağına yakarış sessiz
uyumsuz yaşam dansına doyumsuz
arapsaçı
bezirgan haramiler ülkesinde tutsak
hazinem
ayrıkotu kusar özlem toprağı
meftun güzçiğdemi
buz mavi sitem

sürgün meyve çiçeğine bezenir
serap yüzlü dal
düş yaprağı gölgesine gömülür
uykusuz sunağa kanar veda busesi

bir özgür uçuşlu kelebek ölür


07 mart 2009 04:25 kadıköy
murat aydın doma

28 Temmuz 2008 Pazartesi

adın kar olsun


















-efsun mavi-

apansız düşen düş müydü
kara gölgeli suların pınarsız yarınına
mutluluk tiradı sekmeli dil tutkunu bellek
perdahsız mevsim yeşiline zamansız
kızıl

öykünüp buzul perili kutba dökülen
görkemli ışınımına günsüzlüğün
geri mi dönmeliydi aşk

savruk uçuşunla dokun adımsızlığın
ayakuçlarına
yorulmasın albenili sekişin
billur gülüşünü huşuyla bürün
beyaz feracene
adın
kar olsun

yangın yoksunluğuma erim erim erisin
serin sıcaklığın
yasaksız gir kimsesiz öykülerime
ansızın git(me) ki
serüvenli yüreğine sussun
susasın sorgusuzluğum

efsun mavi esintilerin ardına gizle
savaşçı ruha başkaldıran
kutsal sarhoşluğunu
derin dokunuşlar arifesinde ansızlığı kur
gönül çeperlerime
gizemli akışınla vur

-vur ki öleyim-


04 ağustos 2008 07:30 istanbul
murat aydın doma