30 Mayıs 2010 Pazar

sultanîyegâh





































göçmen gecelerimin gizi
efsunlu yıldızları toplayıp evrenimden
yalnız sen rengine boyamıştım
gökevimi

oysa şimdi
ay yüzünden suya düşen ay gibi
akşam gözlerinden seken
suskusuz sitemine gömülüyor
umudum

yarınıma çöken sislere asıp hayalini
özlem yelinin yönsüz kollarından
bulanık yağıyorum harami ırmağına

denizime dökülüyor derin gözlerin
kararsız sevi bulutlarından
dalgalar dolusu çığlık içiyor
kumsalın susuzluğu

kimsesiz mehtaba düşüyor
aldatılan yelkenli
la perdesinde üşüyor sultanîyegâh

erişimsiz düşlerimden derleyip esinleri
ölümün gözyaşından yontuyorum
tapındığım totemi
yalansızım
düş yanımda kalansızım
avuçlarıma batıyor ayrılığın zifiri



23 mayıs 2010 istanbul
murat aydın doma

Resim: İvan Ayvazovski
Boğaziçinde Mehtaplı Gece-1894 (detay)

29 Nisan 2010 Perşembe

Yârim



















Yârim


Ruhum talan oldu bedenim heder,
Kederli yüzümde bencesin yârim!
Hani kavletmiştik mahşere kadar,
Sitemli sözümde sencesin yârim!

Zalim tarağında zulüm tarattın,
Doğurgan derdimden kahır türettin;
Tütmeyen külümden alev yarattın,
Harlanan közümde bun'casın yârim!

Dönümlü derbendi toza katmıştık,
Gövel dağa çıkıp göğü tutmuştuk;
Sisi yorgan yapıp düşe yatmıştık,
Boranlı düzümde yoncasın yârim!

Susuz ırmaklarım hüzün çağlıyor,
Pervane mevsimler yürek dağlıyor;
Kışlarım derbeder bahar ağlıyor,
Umutsuz yazımda güncesin yârim!

Geceler uykusuz gündüzüm ayaz,
Sağır yıllarıma geçmedi niyaz;
Haziran güneşim olmadın bu yaz,
Gücenik güzümde goncasın yârim!

Yoruldu kervanım figanda durdum,
Dağıldı mekânım kalmadı yurdum;
Hasret saatimi makbere kurdum,
Virane gözümde kan’casın yârim!

Duygudan kaleme dile gelendim,
Aşkın feracesi şala belendim;
Mahur gözlerinde sele bulandım,
Divane sazımda soncasın yârim!

Yönsüz bulutlara gönül koyandım,
Hayal oyununda gökçe boyandım;
Döküldüm ufkuna şavkında yandım,
Alaca bozumda tancasın yârim!

Bozguncu çalıdan gül deremedim,
Göçmen umutlara bel veremedim;
Harami kovanda bal göremedim,
Tadımda tuzumda bincesin yârim!

Söküldüm derinden yerde kuruldum,
Gönüllerde gezdim serde duruldum;
Sevda mabedinden derde sürüldüm,
Elifsiz cüzümde dincesin yârim!

Huşuyla bekledim melek gelmemiş,
Ölüm Hakk’ın emri vade dolmamış;
Girdim bedestene ipek kalmamış,
Karalı bezimde yüncesin yârim!

Bozulan bağımda seyre başlandı,
Haset harmanında sinem taşlandı;
Namert kazanında tenim haşlandı,
Cemresiz yozumda sin’cesin yârim!


16 Nisan 2010 İstanbul
Murat Aydın Doma

1 Mart 2010 Pazartesi

Gidelim



















Gidelim

Cemrelere gülmez dağların yüzü,
Çiğdemleri derip düze gidelim!
Derin suskunluğun sinemde sızı,
Erenler ceminde söze gidelim!

Bir dilek bağladım secdede dala,
“Bir lokma bir hırka” düşelim yola;
Kırmızıdan mora konalım güle,
Dergâhlar tarumar yoza gidelim!

Hayal dokunuşun tenimde samur,
Bakışın hüzünlü gözlerin kömür;
Dilinden dökülen ömrüme ömür,
Semahlardan geçip saza gidelim!

Baharlarım yalan uykusuz yazım,
Bozulmuş düzeni çalınmaz sazım;
Zemheri yeline geçmedi nazım,
Vefasız günlerden güze gidelim!

Yangın yüreğime gurbetten bakın,
Divane külüme hasretle dokun;
Aşkımı dillere düşürme sakın,
Duygu mabedinde gize gidelim!

Bağdan havalanıp çöllere konan,
Bir değil binlerce seraba kanan;
Volkanları geçip sularda yanan,
Aşkın ummanında köze gidelim!

Karasevda vurdu müzmin hastayım,
Hüzzam dudağında kırık besteyim;
Murada ermeden gamda yastayım,
Vuslatın yolunda toza gidelim!


18 Şubat 2010 İstanbul
Murat Aydın Doma

12 Ocak 2010 Salı

duru bir yalnızlık

















güneşi eritiyor şebnem gözleri
cehennem ateşine gülümsüyor gül
gölge zamanlara kül yangıları

gecenin gizemli tiradını soluyor akşam
ben yine hüzün kararında dökülüyorum
derinlerime
gökler dolusu sen taşıyor imgelerim
üşüyor kelebek kanatlı uçurtma

gidip gidip gidemiyorum temmuz'uma
eylül sekmeli esintiler doldursa da
düşlerimi
göç fırtınalarına tutuluyor mevsim

neden siyah kusuyor gözlerime
kırlangıç kanatları

sitem yağıyorum zaman ardı kırıklarıma
kutsal kadehe özlem damıtıyor yüreğim

ne çok dilek ağacına kızıl düğümlemişim
kendimi
tutkulu kollar sararken bedenimi
ne çok ömürsüz sevgide tükenmişim

oysa ne kadar gitsem de uzağıma
tutsaklığım kadarmış özgürlüğüm

kaç terkedilmiş yara kanıyor göğsüm
kaç ölümlü tanrıçanın ayak izinde
eziliyor eskil yanım
yalnızlığım
sığınağım
yengisiz seferlerden dönüyorum
suskularına

izi kalmasın insansı kirlerimin
duru bir ten
günahsız bir ruhla sığınmak istiyorum
kundağına

ne olur yeniden doğur
ama önce binlerce öldür sendeki beni

sancılarına saplanırken çığlığım
sensizliğime batıyor
bir kar.altı zemheri


06 Ocak 2010 İstanbul
murat aydın doma

4 Aralık 2009 Cuma

veda


kor esinti dudağına dem uykusuzluk
gök mavim kara göçmen ıslığına
oymalı saçaklarım huzursuz
çile külü eler savruk saçlarım
suskum gözpınarına zakkum
kıblem ölümüne aşk
düşüm yalan düşer
gece körüne

girebilseydim rahmine anaç toprağın
sonsuzluğa gülecekti özlem tohumu
alkım sağacaktı pus çiçeğine

ırağıma sürgün kendime küs
yok oluşum gölge
son varlığıma

24 ağustos 2009 19:50
murat aydın doma