29 Kasım 2009 Pazar

umutsuz sevdalar durağı besni



















I

sürgün gecelerin aymazlığında pusarır
perdesiz cam
buğulu gözlerde sitem
çatlayan dudakta kan
tepeden tırnağa fıstık yeşiline boyanır eylül
dalgalı saçlar bağbozumu
mağrur bahçeler hazan

yıllanmış şarabın buruk tadında sunulur hasret
yabanıl menengiç morunda sufleler yalan
umutsuz sevdalar durağı besni
toprağı yanık ezgi
savruk esinti figan

eskir geçmişte kalan
eskir bugünkü zaman
yollar gurbete düşen
yollar sılaya koşan
kıvrım kıvrım kıvrılan
yolların adı yaman

yüksek kaldırımları bilmez ki yalınayak
yere basar utangan
adım adım sayarak
yoldaşı olmaz gözün akan gözyaşı kadar
eser rüzgâr
su akar
semada kült payidar

tatlı sözler saygıyla eğilir eteklere
duygu nurundan yansır tezgâhlara her motif
gönül renginde düşer kilimlere maharet
serilir köşe bucak her desende bekâret


II

çamur deryasına dayamış garip sırtını
bitimsiz suskunluğuna gömülü tokar
ter sel olur basar otsuz meydanı
küncü tozuna bulanır kadife şalvar

ekinsiz tarlalar sırdaşı olur makûs kaderin
mahmut ağa kavaklığı hasretini solur
kaybolan memleketin
efsunlu nefesler yayılır ovalara
ölümsüzlük iksirine bulanır keysun
komagene tüter nemrut
kralları ölür
bilge tepeleri kutsar gizemli yüz
son bakış son guruba ihtişamla gömülür

sofraz islimsiz katar yolcuları gam hüzün
göksu akşamlarına emanet edilir gün
dolambaçlı yollardan fırat'a yazgı akar
gasp edilir özgürlük
samsat ağıtlar yakar
artık hırçınlık uysal
kelepçeli öz benlik
amansız esarette kahrolur çaresizlik

saçlar darmadağınık kükreyen sular durgun
zora teslim asalet
aynalar dünde yorgun
demir kafes ardında mil çekilir ay göze
kafese konur billur bakışlar döner köze


III

yamaçlar düze tutkun kor dudaklar sitemkâr
eyvanına varılan damlarda tüter efkâr
metruk avuçlarında koşturur loğ taşları
hasırlı tavanlardan süzülür gözyaşları

başının dert yumağı samanla karık toprak
yüreğine inceden saplanır paslı mızrak
ayaklarda pranga sırtlar yağır mı yağır
yüzlerde şark çıbanı kulaklar söze sağır

korint nakışlar kırgın beyaz duvaklar yorgun
dikenleri kıvrımlı yeşile meftun kenger
bakır kulplar çığırtkan mahzun benizler solgun
mahcup akan pınara bezgin uzanır lenger

kızıl isot yangınında solar pembe karanfil
aydınlığı beklenen yarınlar doğar sefil
içten çekilen ahlar taa karadağ'a gider
sarılır çiğ köfteye ekmek arası keder
yoğuran ele hayran
aksanlı dile gurban
kalaylı maşrapada sunulur taze ayran

taş çıkartır gençlere değil asla ihtiyar
karun'dan zengin gönül
ibo dayı bahtiyar
gül kokulu poşuyu başka dolar boynuna
her kovandan bir ana girer müşfik koynuna
maharete dönerken titreyen hareketi
müşfik elinde açar ayların bereketi
özü doğru sözü bir
yiğit
soylu
fedakâr
teştler dolusu baldan dudaklara tat yağar


IV

kayan yıldız gökevinde bir yalımlık kiracı
acıdan kavrulur payam ağacı
mor şebnemler küser kuzey yeline
öyküler yazılır zülfün teline

kuytu köşeleri sinsice dolanır uğultu bezirgânı
gözpınarlarında nasırlaşır tütün yaprağı
dizin dizin öbek öbek
nasır namus
nasır emek
nasır zılgıt nasır düğün
yağmalanan özgürlüğüdür salkımsöğüdün

nazenin ayaklarda şıngırdar halhal
oynak topuklarda keklik sekişler
utangan bestenin sözleri suskun
of! çeker derinden kumral belikler

ay doğar erkenden vurur gün yüze
karasevda şavkır zümrüt semadan
culluk sürüleri selama durur
bindallı yar geçer karşıki bağdan

beri yakada kendi gölgesine çömer mahcubiyet
hışımla cıgara kâğıdına sarılır yasak duygular
fısıltıyla söylenen türküler yangın

"uy aman aman aman
burası adıyaman
âlem düşman kesilir
seni sevdiğim zaman"

dudakta dağ tütünü
buğulu gözlerinde sevda
esrik başında duman...

...sarı üzüm tanelerine dalar yağmursu bakış
masum sırlarda boğulur dertli salkımlar
umutsuz aşkını sorar kuruyan asmalara
kavuşamadığına yanar gün
dünler kahır çeker yarınlar ağlar...


25 eylül 2006 (yeniden düzenleme)
murat aydın doma

öğretmenliğe ilk adımın ilk burukluğu ilk suskun tanığıydı "umutsuz sevdalar durağı besni"
...ve yılların ardından o günlerin anı defterine dizelenen yaşanmöyküsüne düştmüştü bir kez daha yolum...
besni’ye, besnililere ve besni’yi sevenlere armağan olsun

26 Kasım 2009 Perşembe

eylül düşünce



kimliksiz renklere boyarım düşlerimi
ellerim spatul
tuvalim tenin
öykülerimden sökülür gizemli mavi
uykusuzluğumu içer sensizlik
sen tadında nemlenir dudağım
öper misin gönlümce

en cılız ışığını kovalar sevi yıldızı
yıllanan çilesi kubbeler aşar
ruh üşür
beden yanar
tüter misin hüznümce

derinlerde baskılanır utangan duygu
dalında sızıdır gizli bilgelik
güz kostümlü toprağı okşar şebnem
susuzluğu bilemez sanrılı bulut
yağar mısın selimce

sazları yaralar dilin yangısı
devingen akşamla sevişir efkâr
yeni güne ertelenir umudun ritmi
söz kanar
susar ezgi
çalar mısın telimce

ayrılığa koşar divane düşüş
sarı büyü kusar yorgun bilmece
eylül çıkmazında demlenir sarhoşluğum
sessizliğe yudum yudum dökülür gece
eser misin yelimce

bezgin bakışlarımı kollar dolunayın halesi
saklıyım
yasaklıyım
karanlık yüzünde tutsağım anın
belleksiz mevsime dökülür kararsız
sevdam
motif motif dilimce
dokur musun kilimce


25 eylül 2007 istanbul
murat aydın doma

25 Kasım 2009 Çarşamba

düşe yazdım

sen ışığımın mavi düşümüne
betimsiz susamışlığım
ruhuma biriktirdiğim son gözyaşı
nedensiz yokluğunla seviştiğim
hayalin
düşüyor yüreğime

süreğen geceme uykusuz düşlerin
yoksul coğrafyanın yetim bıraktığı
yüklemsiz gözlerin
nasıl görebilir bensizliğini

sensizliğe çoğalan bulutsu özlem
doyasıya yağmur meneviş dudağına
belleksiz terk etmeliyim
duyumsuz yaşamın
çile saran yumağını

yolculuğum en uzağıma

19 şubat 2009 istanbul
murat aydın doma

renk düşüm (kırmızı)


































renk düşüm (kırmızı)


kırmızı
can evimin can rengi
soyunuk damarlarıma kızıl duyum
ardışık sevi öykülerime düşen kor
kim taşır gülücük mavinin doğum tiradını
nasıl çıkar ortaya
mor

nem yoksulu menekşe dudağa
şebnem büyüsü
suskun dökülüşe kar beyazı
gözyaşım

kırmızı düşünür
kırmızı üşür
kırmızı sevişir gecelerim
kıvrım kıvrım sona koşar
yar sızılı
nar kızılı
toy-delişmen yüreğim

bin ahla yakarır yakamoz yanığı
sunağıma
kırmızı günahımı gizlerim
tutunup özlem kuşunun tutkulu
kanadına
göklere yükselir
kan kırmızı ellerim

yeşil mi gelir aklıma... / mavilim
mavi düşüm
gün kızılım
ufka sürgün kırmızılım

ille de kırmızılımı özlerim



07 mart 2009 istanbul
murat aydın doma

gitme



mutsuzluk gözyaşlarına susamasın
yeditepeli mevsim
dün vurgunu öyküler kanamasın
mavi siluetimize
sevi ötesinin melun karanlığına akmasın
buselik zaman

söze yoksul kalemim
samur dokunuşlu fırçam
imge sağanağı ellerinde
susmasın şiir
albenili figürler küsmesin
ışıltılı tuvalimize
ben yok
gülümseyen kadınım yok
büyülü resim yok olmasın
geleceğe çizdiğimiz düşlerimizden

ayrılığa yazılmasın son roman
son replik kızıl süzülmesin perdelerimize
damla damla erimesin yüreğimiz
duygularımız isimsiz gömülmesin
düşümsüz izdüşümüne

ışığım mabedinde tutsak sevgili
renklerim eylül gözlerinde
azgın fırtınalar bilese de çileli bakışların
kızgın lavlar dökülse de
kırılgan dudağından
gidemem

gitme


07 mart 2009 17:25 istanbul
murat aydın doma