1 Mart 2010 Pazartesi
Gidelim
Gidelim
Cemrelere gülmez dağların yüzü,
Çiğdemleri derip düze gidelim!
Derin suskunluğun sinemde sızı,
Erenler ceminde söze gidelim!
Bir dilek bağladım secdede dala,
“Bir lokma bir hırka” düşelim yola;
Kırmızıdan mora konalım güle,
Dergâhlar tarumar yoza gidelim!
Hayal dokunuşun tenimde samur,
Bakışın hüzünlü gözlerin kömür;
Dilinden dökülen ömrüme ömür,
Semahlardan geçip saza gidelim!
Baharlarım yalan uykusuz yazım,
Bozulmuş düzeni çalınmaz sazım;
Zemheri yeline geçmedi nazım,
Vefasız günlerden güze gidelim!
Yangın yüreğime gurbetten bakın,
Divane külüme hasretle dokun;
Aşkımı dillere düşürme sakın,
Duygu mabedinde gize gidelim!
Bağdan havalanıp çöllere konan,
Bir değil binlerce seraba kanan;
Volkanları geçip sularda yanan,
Aşkın ummanında köze gidelim!
Karasevda vurdu müzmin hastayım,
Hüzzam dudağında kırık besteyim;
Murada ermeden gamda yastayım,
Vuslatın yolunda toza gidelim!
18 Şubat 2010 İstanbul
Murat Aydın Doma
12 Ocak 2010 Salı
duru bir yalnızlık
güneşi eritiyor şebnem gözleri
cehennem ateşine gülümsüyor gül
gölge zamanlara kül yangıları
gecenin gizemli tiradını soluyor akşam
ben yine hüzün kararında dökülüyorum
derinlerime
gökler dolusu sen taşıyor imgelerim
üşüyor kelebek kanatlı uçurtma
gidip gidip gidemiyorum temmuz'uma
eylül sekmeli esintiler doldursa da
düşlerimi
göç fırtınalarına tutuluyor mevsim
neden siyah kusuyor gözlerime
kırlangıç kanatları
sitem yağıyorum zaman ardı kırıklarıma
kutsal kadehe özlem damıtıyor yüreğim
ne çok dilek ağacına kızıl düğümlemişim
kendimi
tutkulu kollar sararken bedenimi
ne çok ömürsüz sevgide tükenmişim
oysa ne kadar gitsem de uzağıma
tutsaklığım kadarmış özgürlüğüm
kaç terkedilmiş yara kanıyor göğsüm
kaç ölümlü tanrıçanın ayak izinde
eziliyor eskil yanım
yalnızlığım
sığınağım
yengisiz seferlerden dönüyorum
suskularına
izi kalmasın insansı kirlerimin
duru bir ten
günahsız bir ruhla sığınmak istiyorum
kundağına
ne olur yeniden doğur
ama önce binlerce öldür sendeki beni
sancılarına saplanırken çığlığım
sensizliğime batıyor
bir kar.altı zemheri
06 Ocak 2010 İstanbul
murat aydın doma
4 Aralık 2009 Cuma
veda
kor esinti dudağına dem uykusuzluk
gök mavim kara göçmen ıslığına
oymalı saçaklarım huzursuz
çile külü eler savruk saçlarım
suskum gözpınarına zakkum
kıblem ölümüne aşk
düşüm yalan düşer
gece körüne
girebilseydim rahmine anaç toprağın
sonsuzluğa gülecekti özlem tohumu
alkım sağacaktı pus çiçeğine
ırağıma sürgün kendime küs
yok oluşum gölge
son varlığıma
kıblem ölümüne aşk
düşüm yalan düşer
gece körüne
girebilseydim rahmine anaç toprağın
sonsuzluğa gülecekti özlem tohumu
alkım sağacaktı pus çiçeğine
ırağıma sürgün kendime küs
yok oluşum gölge
son varlığıma
29 Kasım 2009 Pazar
umutsuz sevdalar durağı besni
I
sürgün gecelerin aymazlığında pusarır
perdesiz cam
buğulu gözlerde sitem
çatlayan dudakta kan
tepeden tırnağa fıstık yeşiline boyanır eylül
dalgalı saçlar bağbozumu
mağrur bahçeler hazan
yıllanmış şarabın buruk tadında sunulur hasret
yabanıl menengiç morunda sufleler yalan
umutsuz sevdalar durağı besni
toprağı yanık ezgi
savruk esinti figan
eskir geçmişte kalan
eskir bugünkü zaman
yollar gurbete düşen
yollar sılaya koşan
kıvrım kıvrım kıvrılan
yolların adı yaman
yüksek kaldırımları bilmez ki yalınayak
yere basar utangan
adım adım sayarak
yoldaşı olmaz gözün akan gözyaşı kadar
eser rüzgâr
su akar
semada kült payidar
tatlı sözler saygıyla eğilir eteklere
duygu nurundan yansır tezgâhlara her motif
gönül renginde düşer kilimlere maharet
serilir köşe bucak her desende bekâret
II
çamur deryasına dayamış garip sırtını
bitimsiz suskunluğuna gömülü tokar
ter sel olur basar otsuz meydanı
küncü tozuna bulanır kadife şalvar
ekinsiz tarlalar sırdaşı olur makûs kaderin
mahmut ağa kavaklığı hasretini solur
kaybolan memleketin
efsunlu nefesler yayılır ovalara
ölümsüzlük iksirine bulanır keysun
komagene tüter nemrut
kralları ölür
bilge tepeleri kutsar gizemli yüz
son bakış son guruba ihtişamla gömülür
sofraz islimsiz katar yolcuları gam hüzün
göksu akşamlarına emanet edilir gün
dolambaçlı yollardan fırat'a yazgı akar
gasp edilir özgürlük
samsat ağıtlar yakar
artık hırçınlık uysal
kelepçeli öz benlik
amansız esarette kahrolur çaresizlik
saçlar darmadağınık kükreyen sular durgun
zora teslim asalet
aynalar dünde yorgun
demir kafes ardında mil çekilir ay göze
kafese konur billur bakışlar döner köze
III
yamaçlar düze tutkun kor dudaklar sitemkâr
eyvanına varılan damlarda tüter efkâr
metruk avuçlarında koşturur loğ taşları
hasırlı tavanlardan süzülür gözyaşları
başının dert yumağı samanla karık toprak
yüreğine inceden saplanır paslı mızrak
ayaklarda pranga sırtlar yağır mı yağır
yüzlerde şark çıbanı kulaklar söze sağır
korint nakışlar kırgın beyaz duvaklar yorgun
dikenleri kıvrımlı yeşile meftun kenger
bakır kulplar çığırtkan mahzun benizler solgun
mahcup akan pınara bezgin uzanır lenger
kızıl isot yangınında solar pembe karanfil
aydınlığı beklenen yarınlar doğar sefil
içten çekilen ahlar taa karadağ'a gider
sarılır çiğ köfteye ekmek arası keder
yoğuran ele hayran
aksanlı dile gurban
kalaylı maşrapada sunulur taze ayran
taş çıkartır gençlere değil asla ihtiyar
karun'dan zengin gönül
ibo dayı bahtiyar
gül kokulu poşuyu başka dolar boynuna
her kovandan bir ana girer müşfik koynuna
maharete dönerken titreyen hareketi
müşfik elinde açar ayların bereketi
özü doğru sözü bir
yiğit
soylu
fedakâr
teştler dolusu baldan dudaklara tat yağar
IV
kayan yıldız gökevinde bir yalımlık kiracı
acıdan kavrulur payam ağacı
mor şebnemler küser kuzey yeline
öyküler yazılır zülfün teline
kuytu köşeleri sinsice dolanır uğultu bezirgânı
gözpınarlarında nasırlaşır tütün yaprağı
dizin dizin öbek öbek
nasır namus
nasır emek
nasır zılgıt nasır düğün
yağmalanan özgürlüğüdür salkımsöğüdün
nazenin ayaklarda şıngırdar halhal
oynak topuklarda keklik sekişler
utangan bestenin sözleri suskun
of! çeker derinden kumral belikler
ay doğar erkenden vurur gün yüze
karasevda şavkır zümrüt semadan
culluk sürüleri selama durur
bindallı yar geçer karşıki bağdan
beri yakada kendi gölgesine çömer mahcubiyet
hışımla cıgara kâğıdına sarılır yasak duygular
fısıltıyla söylenen türküler yangın
"uy aman aman aman
burası adıyaman
âlem düşman kesilir
seni sevdiğim zaman"
dudakta dağ tütünü
buğulu gözlerinde sevda
esrik başında duman...
...sarı üzüm tanelerine dalar yağmursu bakış
masum sırlarda boğulur dertli salkımlar
umutsuz aşkını sorar kuruyan asmalara
kavuşamadığına yanar gün
dünler kahır çeker yarınlar ağlar...
25 eylül 2006 (yeniden düzenleme)
murat aydın doma
öğretmenliğe ilk adımın ilk burukluğu ilk suskun tanığıydı "umutsuz sevdalar durağı besni"
...ve yılların ardından o günlerin anı defterine dizelenen yaşanmöyküsüne düştmüştü bir kez daha yolum...
besni’ye, besnililere ve besni’yi sevenlere armağan olsun
26 Kasım 2009 Perşembe
eylül düşünce
kimliksiz renklere boyarım düşlerimi
ellerim spatul
tuvalim tenin
öykülerimden sökülür gizemli mavi
uykusuzluğumu içer sensizlik
sen tadında nemlenir dudağım
öper misin gönlümce
en cılız ışığını kovalar sevi yıldızı
yıllanan çilesi kubbeler aşar
ruh üşür
beden yanar
tüter misin hüznümce
derinlerde baskılanır utangan duygu
dalında sızıdır gizli bilgelik
güz kostümlü toprağı okşar şebnem
susuzluğu bilemez sanrılı bulut
yağar mısın selimce
sazları yaralar dilin yangısı
devingen akşamla sevişir efkâr
yeni güne ertelenir umudun ritmi
söz kanar
susar ezgi
çalar mısın telimce
ayrılığa koşar divane düşüş
sarı büyü kusar yorgun bilmece
eylül çıkmazında demlenir sarhoşluğum
sessizliğe yudum yudum dökülür gece
eser misin yelimce
bezgin bakışlarımı kollar dolunayın halesi
saklıyım
yasaklıyım
karanlık yüzünde tutsağım anın
belleksiz mevsime dökülür kararsız
sevdam
motif motif dilimce
dokur musun kilimce
25 eylül 2007 istanbul
murat aydın doma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




